Erzurum’un Tarihi Yorgunluğu
Coğrafi özelliği nedeniyle Erzurum, her yüzyılda önemini korumuş nadir şehirlerden biridir. İpek Yolu üzerinde olan şehir dünya ticaretinin, ulaşım, iletişim ve askeri harekatların mutlaka uğrak noktası olmuştur. Bu özel konum Erzurum’u bölgenin en gelişmiş kenti yaparken, halkını da varlıklı yapıya kavuşturmuştur. Yolu Erzurum’a düşen milyonlarca insan, şehirde alışverişte bulunurken aynı zamanda kültürel alışveriş de yapmış, şehir kültürlerin kesiştiği önemli bir merkez olmuştur.
Kimi belgelerde 4 bin, kimi belgelerde 6 bin yıllık geçmişinin olduğu belirtilirken, Erzurum’un önceki müze müdürü Hüsnü Genç, Erzurum tarihinin derinliğini 15 bin yıl öncesine götürmüştür. Bazı bilim adamları bu gerçeği görmeyebilir ama Erzurum’un saklı bir tarihi olduğunu herkes kabul etmektedir. Bu yüzdendir ki dünyanın en güçlü devletlerinden Roma, Asya’ya egemen olmak için Erzurum’u kale şehir haline getirmiştir. Çarlık Rusya’sı, I. Dünya Savaşında, İstanbul’u Ortadoks mezhebinin merkezi yapmak için, önce Erzurum’u işgal etmiş ve Rus şehri yapmak istemiştir. Bu coğrafi konumundan dolayıdır ki Huriler, İlhanlılar, Selçuklular devlet olarak Erzurum’u yurt edinmişlerdir.
Evet, bizim de iddiamız Erzurum’un yaşadığı bu tarihi derinlikten dolayı, gerçekten açık hava müzesi olmasıdır.
Ayrıca bu coğrafyanın toprağa ve insanlara verdiği cesaret, sadakat, direniş, mücadele, saflık, ruh temizliği, bereket ve yılmamak gibi özel mayayı da unutmamak gerekir. Bu maya, on bin yıllık Türk tarihinin de özüdür.
Ne yazık ki Erzurum’un sahipleri bu zenginliği ve bu özgün mayayı bir türlü anlayamadı, göremedi, fark edemedi. Eğer bu tarihi zenginlik anlaşılmış olsaydı, Erzurum, kültürün ve sanatın başkenti olurdu. Roma’dan, Mısır’dan, Paris’ten, Barselona’dan daha fazla turist ağırlardı ve bu Şehir için olağanüstü bir gelir kaynağı olurdu.
Ama bir sorun vardı:
Onlarca medeniyete ev sahipliği yaparken şehir savaşlardan kan gölüne dönmüştü.
Bu yüzden Erzurum, savaşlardan yorulmuş bir şehirdir. Erzurum işgallerden usanmış bir şehirdir. Doğal afetler korkusunu üzerinden atamamış bir şehirdir.
Peki, bu korku giderilebilir mi? Elbette giderilebilir. Daha da önemlisi bu korku, bu yorgunluk Erzurumluya ilham kaynağı da olabilirdi.
Tam da bu noktada Erzurum korkusunu, acısını, zafer muştusunu, savaşlardan kan gölüne dönüşmesini ve onlarca uygarlığa ev sahipliği yapmışlığını, sanki bir film platosu inşa eder gibi, yüzyılların izini meydanlarına, caddelerine, sokaklarına anıtlarla, heykellerle, müzelerle ve sanatın bütün unsurlarını kullanarak anlatabilirdi/anlatmalıydı.
Bu ifademin nedeni şudur:
Erzurum’un işgalini, Türk-Rus-Ermeni olaylarını anlattığım Yanık Dere-1915 romanımı okuyan ama beni ve Erzurum’u hiç tanımayan bir okurum, bana şöyle söyledi: ’Hocam, Yanık Dere romanını okuduktan sonra mutlaka Erzurum’u görmek istiyorum. Olayların geçtiği meydanları, konakları, sokakları ve yanık dere dediğiniz yeri görmek istiyorum!’
Biz, bu nedenle, açık hava müzesi olan Erzurum’u, en azından olayların simgeleriyle korumalıydık. Kent yenilenirken, sağlamlaştırılırken, tarihi değerler çöp kutusuna süprülmemeliydi.
Şimdi siz diyeceksiniz ki, Biz, dünyanın en nadide, en güzel, en muhteşem şehri İstanbul’u bile koruyamadık, Erzurum’u nasıl koruyabilirdik!
Doğru!
Peki, merkezi yönetimler dün ne yapmalıydı? Bugün ne yapmalıyız?:
Osmanlı’dan bugüne kadar İstanbul, nasıl cazibe merkezi yapıldıysa Erzurum da Anadolu’nun en cazip merkezi yapılmalıydı/”yapılabilir”.
Sadece Erzurum mu, elbette hayır; Kars da cazibe merkezi olmalıydı, Diyarbakır da, Van da Gaziantep de…
Erzurum Roma kadar, Mısır kadar, Moskova ya da Madrit kadar önemli bir kent yapılmalıydı/”yapılabilir”.
Erzurum, kış sporları yönünden dünyanın en çok aranan merkezi yapılmalıydı.
Buğday ve pancar üretiminin ve sanayisinin merkezi yapılmalıydı.
Hayvancılık üretim ve sanayisi ile dünyanın bir numaralı merkezi olmalıydı.
İpekyolunun cazibe merkezi Erzurum olduğu yıllarda el sanatları, altın devrini yaşıyordu. Dünya çapında bakırcılık, taş işçiliği, dericilik, nalbantlık, at yetiştiriciliği ve kılıç yapımı sanayisi vardı. Osmanlı’nın kılıç ihtiyacını karşılayan şehirlerden biri Erzurum idi. Oysa biz şu anda bakırcılığı da, taş işçiliğini de terk ettik. At yarışları için nalbantı, İngiltere’den getirtiyoruz. Türk ırkı at artık Anadolu’da kalmadı. Dünyanın sayılı kılıçları Erzurum’da yapılırken bıçak yapamaz hale geldik.
Şu halde Erzurum’da turistik amaçlı da olsa kılıç yapımı, taş ve bakır işçiliği tekrar canlandırılmalıdır.
Erzurum merkezli hayvancılık geliştirildikten sonra bütün dünyanın ayakkabısı, çantası ve deri ürünleri, İtalya’da değil, bu bölgede üretilip pazarlanmalıdır.
Biz bunları yapamayız, bizim gücümüz bunlara yetmez diyorsak; o zaman Erzurum tarihini inceleyip, dünyanın henüz tanışmadığı, bilmediği konulardan filmler, tiyatro oyunları, romanlar yazmalıyız. 93 Harbi ve Milli Mücadele’ye ait hiç kimsenin bilmediği konuları ve milli kahramanlarımızı filmlerle, tiyatro oyunlarıyla dünyaya tanıtmalıyız.
İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sürülen Ermeni sorununu, aslında emperyalizmin Osmanlıyı yıkma, paylaşma, Türkleri Anadolu’dan atma projesi olduğunu bütün dünyaya anlatmalıyız; çünkü Türklerle Ermenilerin hiçbir sorunu yoktu, İngiltere işin içine karışmadan önce.
Gerçekten yaşamış Erzurumlu Türk kahramanlarından Nene Hatun’u, Üsteğmen Kara Fatma’yı uluslar arası bir filmle dünyaya duyurmalıyız.
1916 Rus işgalinden önce, dünyanın en kuvvetli Rus ordusunu oyalayabilmek için, 3 bin Erzurumlu gönüllünün, Rus ordusuyla mücadelesi mutlaka sinema filmi olmalıdır.
Yine, 1916 Rus işgalinden önce, Erzurum ve çevresinde biriken 18 bin hasta ve yaralının, karda-kışta-kıyamette Erzincan’a, yaya olarak gönderilmesi mutlaka sinema filmi olmalıdır.
Kurtuluş Savaşı yıllarında savaş uçağı olmayan Türk ordusuna, kendi parasıyla, 4 adet İtalyan uçağı alıp hediye eden Nafiz Kotan’ın bu fedakarlığı, mutlaka sinema filmiyle anlatılmalıdır.
1916 Rus ve silahlı Ermeni çetelerine karşı Erzurumlu direnişçilerin, gerek şehrin sokaklarında ve gerekse yer altındaki dehlizlerde verdikleri direnişin mücadelesi mutlaka sinema filmiyle, romanlarla anlatılmalıdır.
1916 Rus işgalinden bir ay sonra Erzurumlu yedi masum insanın Erzurum kalesinde idam edilmesi sinema filmleriyle, romanlarla bütün dünyaya anlatılmalıdır.
Gerek işgal yıllarında direniş gösteren ve gerekse bilim, sanat, spor alanlarında sanatlarıyla Erzurum tarihine katkıda bulunun bütün yiğit, kahraman, fedakar Erzurumluların adları okullara, meydanlara, caddelere verilmelidir.
1916 Rus işgalinde, silahlı Ermeni çeteler tarafından masum sivil halka yapılan katliamın yaşandığı, Yanık Dere alanı, mutlaka bugünkü halinden kurtarılmalı, tarihi anlamına uygun Şehitlik Alanı yapılmalıdır.
Erzurum’daki bütün tabyalar “müze” haline getirilmelidir. 15 bin yıllık bölge tarihi, bu tabyalarda yüzyılların dekor, kostüm, mimari yapı özellikleriyle ve ayrıntılarıyla sergilenmelidir. İç mekanlar animasyonlarla, canlandırmalarla, ses ve ışık düzenlemesiyle, tarihi dekoruyla, yazılı ve sözlü anlatımıyla yeniden bütün dünyanın göreceği, anlayacağı mekanlar haline getirilmelidir. Bütün tabyalar, özel karayoluyla ya da demir yoluyla ya da teleferik ulaşım imkanlarıyla birbirine bağlanmalıdır.
Türkiye’nin ya da dünyanın en büyük orkestrası bu tabyalarda konserler vermelidir.
Türkiye’nin ya da dünyanın en ünlü sanatçıları, açıkhava müzesi olan Erzurum’a ve tabyalara davet edilmeli olaylar uzmanlar tarafından, yerinde anlatılmalıdır.
Erzurum’un ve Erzurumlunun tarihi yorgunluğu ancak bu şekilde geçebilir.
Erzurum ve Erzurumlu ancak bu şekilde tarihi kimliğine kavuşabilir.
Erzurumlu, genlerine yerleşmiş olan cesaret, sadakat, direniş, mücadele, saflık, ruh temizliği, bereket, yılmamak gibi özel mayasının farkına vardığında kendini Romalı gibi, Madritli gibi, Parisli gibi dünya kentinin bir ferdi olarak hissedecektir. Bu hissi damarlarında duyan Erzurumluyu, hiçbir güç durduramaz.
Bağımsızlık savaşındaki kahramanlığını ekonomide, kültürde ve sanat alanlarında gösterecek olan Erzurumlu, yüzyıla damgasını vurabilir.
Mehmet Dağıstanlı
Eğitimci-Yazar
